Özellikle son bir haftadır sosyal medyada paylaşılan ve Doğu Türkistan’a ait olduğu iddia edilen vahşet fotoğraflarıyla Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen Doğu Türkistan ile alakalı her geçen gün daha da can sıkıcı haberler gelmeye devam ediyor. Öyle ki Türkiye tüm bu haberlerin ardından iki gün önce Çin büyükelçisini dışişlerine çağırıp, son olaylardan duyduğu üzüntüyü ve derin kaygıyı iletmişti.

Öncelikle Çin’in baskıcı yönetiminin sadece İslam’a ve Müslümanlara karşı değil, genel anlamda tüm dinlere karşı bir antipatisinin olduğundan bahsedilebilir. Çin devriminin gerçekleştiği 1960’lı yıllarının sonundan itibaren belirli periyotlar halinde Çin’in Doğu Türkistan’da katliamlar yaptığında bahsedilmektedir aslında. Özellikle 1960’ların ikinci yarısında Mao tarafından başlayan devriminin ilk yıllarında çok sayıda Müslüman’ın zulüm görüp, katledildiği bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte tüm İslam ritüellerini yasaklaması, yapılmamasını sıkı bir şekilde denetlemesi ve tüm bunlara rağmen ibadet etmeye çalışan oradaki halka sıkı yaptırımlar uygulaması da işin başka bir boyutu. Hem de tüm bunları yaparken bunun adına kültür devrimi ismini veriyor.

Her yıl özellikle Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte, baskıcı Çin yönetiminin oruç tutmayı yasaklayan genelgelerine rastlamak da mümkün. Her fırsatta oradaki Uygur Türklerini asimile etmek için uyguladıkları çabalar, sözde sosyalist bir rejimde olmalarına rağmen halka yaptıkları toprak sömürüsü 50 yıldır devam etmekte.

Geçen yıl Uygur Türklerinin sivillere bıçaklı saldırısı sonrası 30 kişinin hayatını kaybetmesiyle tekrar başlayan olayların, birkaç hafta önce de bir Uygur Türk’ü ile bir Çinli polisin trafikte yaşadığı bir problem nedeniyle iyice fitilinin ateşlenmesi sonucu şu anda ne boyuta geldiğini kimse aslında tam olarak bilmiyor. Uygurlu bir sürücünün kendisini durdurmak isteyen bir Çinli polisi ezmesi ve daha sonra araçtan inen diğer Uygurluların polise bıçakla saldırmaları sonucunda, Çin hükümeti de Ramazan ayının gelmesini de bahane ederek zaten içten içe Uygurlu Türklere yaptığı baskıyı daha da arttırdı. Ancak sosyal medyada çıkan haberlerin ve paylaşılan fotoğrafların çoğunun gerçeği yansıtmadığını biliyor olsak da bu durum o bölgede Müslümanlara yapılan baskının önemini azaltmamalı. 2009 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk kez o bölge için kullandığı “soykırım” sözcüğü karşısında dünyada kimsenin buna tepki vermemesi aslında zaman zaman bölgede Uygur Türklerinin acı deneyimler yaşadığını gözler önüne seriyor. Bunların haricinde bölgedeki üniversitelere halen Müslüman nüfusun sadece %20’si gidebiliyor. Üniversitede bile resmi dilin Çince olması da işin başka bir boyutu. İlköğretimden itibaren okullarda sürekli ateizm propagandası yapılması ve son 35 yılda alfabenin dört defa değiştirilmesi de üzerinde durulması gereken konulardan bazıları. İşin ilginç tarafı yıllardır tüm dünyanın bildiği bu gerçekler karşısında Birleşmiş Milletler de dahil kimsenin sesinin dahi çıkmıyor. Bundan sonra insan düşünmeden edemiyor, dünyanın bazı şeyleri görebilmesi için illa ortadoğuda mı olmak gerekiyor, yoksa  doğu Türkistan çok mu uzak kalıyor ? Kimsenin sesi çıkmayınca da sudan bahanelerle Müslümanlar hapislere atılıp, öldürülüyor.

Ancak tekrar söylemek gerekiyor ki, kaynağı belirsiz olan, hatta çoğu daha önceden gerçekleşen alakasız fotoğraflara dayandırılan olaylar Türkiye içinde Çin düşmanlığını da gün geçtikçe körüklüyor. İstanbul’da bir Çin lokantasına saldırı düzenlenip, Çinli olduğu düşünülen iki kişinin dövülmesi, daha bu kişilerden birinin Japon, diğerinin ise Uygurlu olduğunun ortaya çıkması da işin komik yanı. Ayrıca zamanlama olarak da güneyde İşid tarafından yeniden Kürtler’in öldürülmeye başlandığı bir dönemde dikkatlerin biraz da Türk bölgesine çekilmek istendiği görülüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here