Siyasi belirsizliklerin genel seçimlerin üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen tazeliğini koruduğu Türkiye’ye bir kötü haberde Dünya Bankası’ndan geldi. Nitekim Dünya Bankası, Türkiye için 2015 büyüme tahminini yüzde 3’te tutarak, malum krizlerin sebebiyet verdiği belirsizlikleri en büyük etken olarak göstermiştir. Durum bu şekilde olduğundan dolayı da, 2016 ve 2017’de ki büyüme tahmini yüzde 3.5 civarlarına çekilmek zorunda kaldı. Temmuz ayı çizelgesinde Dünya Bankası’nın önümüzdeki dönem AB’de yeni başlayan toparlanmanın ve reel kuru değer kaybının yılın kalan kısmında sanayi faaliyetleri ile ihracatı destekleyeceği ön görüldüğünde, bu kesin tahmin istikametinde cari açığın milli gelire oranının yüzde 4.6ya, enflasyonun ise yüzde 7’lere doğru gerileyeceği kesinleşmiştir. Finansal açıdan belirsizliğin hakim olduğu bu dönem ancak ve ancak 2016 ve 2017 yıllarına göre bir büyüme ihtimalini az da olsa gündeme getirebilir. Nitekim döviz kurunda yaşanılan kayıp, sene başından itibaren petrol fiyatlarında ki yükselişi arttırdığını da söylememiz mümkün. Bunu yanı sıra gıda fiyatlarında ki dengesiz dalgalanma da yıl içerisinde yaklaştığımız hasat dönemi vesilesiyle yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır. Önümüzdeki yaz aylarının da hasat döneminin verimliliğini fazlaca arttıracağı göz önünde bulundurulduğunda, 12 aylık enflasyonun yüzde 7 oranında gerileyeceği muhtemel görülmektedir. Beklenen FED faiz oranları artışıyla para birimlerini etkisi altına almayı düşünen piyasalarımızda, finansal istikrarı sağlamak için pek çok hareket alanına da sınırlar çizilmek zorunda kalacaktır.

Büyüme oranlarının durması ve siyasi belirsizliklere her ne olursa olsun olumlu açılardan yaklaşılması gerektiğini yineleyen uzmanlar, olası bir hükümet istikrarsızlığı dahilinde de, yatırımcı ile tüketici hassasiyet ve güveninin olumsuz yönde etkileneceğinin farkındalar. Bu durumun piyasa dalgalanmalarına da sebebiyet vereceği göz önünde bulundurulduğunda, ortaya bir hayli sıkıntılı ve beklemekle bir yere varılamayacağı apaçık belli olan piyasa dengesizliği çıkıyor. Düşmekte olan 2016 – 2017 öngörüleri, siyasi ve ekonomik tekinsizliği daha da sıcak bir konuma sürüklerken, ekonomik risklerle notların karşıt olarak azalıp yükselmesi de farklı fiyatlandırma politikalarının açığa çıkma zorunluluğunu doğuracaktır. Tüm bu gelişmelerin ekseninde pek çok uzman analist ve borsa yatırımcısının temenni ettiği en olumlu görüş, bir an önce geçici de olsa hükümet ortaklığından bir sonuca varılması gerektiği olmaktadır. Özellikle geçmiş koalisyon tecrübeleri de göz önünde bulundurularak, ülkenin içinde bulunduğu bu belirsizlik olası ihtimallerin şekillenmesi dahilinde olumlu finansal sonuçları da doğurabilir. Keza, pek çok yatırımcının dört gözle beklediği bu sonuçlar, ülke borsa piyasasında büyük etkiler oluşturacaktır. Dünya Bankasının göstermiş olduğu bu tutumun da mevcut gelişmelere göre şekillenme ihtimalini göz önüne getiren yatırımcılar, bir umut da olsa son hamlelerini yapmak için hazır ol da bekliyorlar.  Hal böyle olunca, tüm piyasalar da olduğu gibi bizim de gözümüz ülkenin politik durumu gidişatında olmaktadır.

Siyasi seçimlerin ekonomiyi her daim negatif açıdan etkileyeceğini savunan uzmanlar için de ayrıca paragraf açmakta fayda var. Zira pek çok olumlu senaryo içerisinde sağlanamayacak siyasi bir anlaşmazlık ya da meydana gelecek sıfırdan bir hükümet, öncesinde temelleri atılan fakat resmiyete dökülmeyen pek çok finansal yatırım anlaşmasının da açığa alınmasına sebep olabilir. Bu sebeplerin olumlu yoksa olumsuz mu bir etki yaratacağı konusu tartışıladursun, her açıdan pek çok dalgalanmayı peşinde sürükleyen siyasetimizin son bir ayı, gelecek dönemlerle birlikte hızlı bir borsa macerasını başlatacağını açıkça belli ediyor. İlerleyecek olan günler ile birlite bizler de borsa piyasalarının etkilerini merakla izleyemeye devam edeceğiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here