Özellikle Türk futbolunda kulüp bazında Avrupa kupalarında olsun, uluslararası turnuvalarda milli takım düzeyinde olsun karşılaşılan en ufak bir başarısızlıkta hemen altyapıya önem verilmediğinden, milli takıma oyuncu yetişmediğinden, büyük kulüplerimiz başta olmak üzere yurtdışından çok büyük paralara ithal edilen oyuncular nedeniyle kulüplerin iç kaynaklarından yukarıya oyuncu çıkarılmadığından bahsedilir. Hatta son 10 yıla bakarsak altyapıdan yetişip de milli takımda düzenli olarak oynayan, ya da ülke gündeminde sıkça yer alan oyuncu sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini görürüz.  Avrupa’da ise özellikle Almanya ve Portekiz ligi ekiplerinin hem altyapıya çok önem verdiklerinden, hem de Avrupa harici kıtalarda özellikle Güney Amerika’da çok iyi araştırmaların sonunda çok düşük maliyetlere renklerine bağladıkları futbolcuların üzerine eğilmeleri sayesinde, onların gelişimlerine büyük katkı yapmaları, ardından da Avrupa’nın büyük kulüplerine astronomik rakamlarla sattığına şahit olmuşuzdur. Portekiz ligi takımlarından Porto tam da bu yazılanların karbon kağıdına çıkarılmış kopyası niteliğinde.

2000’li yılların başında yeniden yapılanma içerisine giren, kendine büyük hedefler koyan Porto o zamana kadar pek tanınmayan Jose Mourinho’yu futbolun başına getirip tek yetkili yaptıktan sonra, Portekizli teknik adam hem kendisini dünyanın bir numarası yapacak, hem de Porto’yu dünya çapında başarılar kazanan bir ekip haline getirecekti. Taktiksel oyun zekası, motive edici adımları, futbol agresifliği ve her zaman sonuna kadar üzerine gittiği kazanma arzusu bir yana Mourinho’nun Porto’da yaptığı en önemli işlerden biri ince eleyip sık dokuduğu bir scout ekibi kurarak, ekibini dünyanın her noktasına yetenekli oyuncuların keşfedilmesi için göndermesi oldu. Hatta en ufak boş vaktinde Jose Mourinho da ekibine katılarak Güney Amerika başta olmak üzere dünyanın her noktasını gezerek, gençlerin ve potansiyelleri yüksek olan futbolcuların ağırlıklı olarak yer aldığı turnuvaları takip etti ve takımına kazandırdığı oyuncuların gelişimiyle birlikte hem kendinin hem de takımının tümünün gelişiminin yolunu açmış oldu. 2003 yılında Uefa kupasını, bir yıl sonra 2004 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Porto’da emeklerinin karşılığını tam olarak alan Jose Mourinho hem de bunu iyi futbol oynayarak yapıyor, hem de tüm dünyanın takımına hayran kalmasını sağlıyordu. Bunun sonucunda Porto en önce Jose Mourinho’yu astronomik bir ücretle Chelsea’ya gönderecek, Mourinho giderken yanında Porto defansının kilit isimleri Portekizli Ricardo Carvalho ve yine Portekizli Poulo Ferreira’yı da götürecekti. Porto 3 milyon Euro’dan daha azına kadrosuna kattığı iki Portekizli defans oyuncusu için, Chelsea’dan tam 55 milyon Euro alacak, aynı sene orta sahanın beyni Portekizli bir başka yıldız Deco’yu da 24 milyon Euro karşılığında Chelsea’ya göndererek sadece 3 satıştan kasasına 90 milyon Euro’ya yakın muazzam bir para koyacaktı. Bu tarihten sonra Jose Mourinho bir daha Porto’yu çalıştırmasa da yetenek avcılarını dünyanın neresinde olsun bulup takıma kazandırmasıyla ünlü kurduğu  scout sistemi 10 yılı aşkın bir süredir tıkır tıkır işlemeye devam ediyor.

Son on yıllık süreye bakıldığında Porto’nun sattığı futbolcuların toplam değerinin 700 milyon Euro’dan fazla olması dikkat çekiyor, dudak uçuklatıyor. Hatta bazı futbolcular var ki, Porto onların satışlarından maliyetlerinin 10 katından daha fazla kar etmiş durumda. Yukarıda bahsedilen Carvalho ve Paulo Ferreira’nın yanına yine Chelsea’ya giden Bosingwa’yı da eklersek, hemde  bu üç oyuncunu da defans oyuncuları olduğunu belirtelim, Porto bu üç oyuncuyu maliyetlerinin 30 katından fazla bir tutarla İngiltere’ye gönderdi. Bunların haricinde satışından iki defa para kazanılan Quaresma, Hulk, Falcao, Bruno Alves, James Rodrigues gibi saymakla bitmeyecek çok önemli yıldızlardan da bahsedilebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here